I

 

İ

-ilgisini çekmek; heyecanlandırmak: turn someone on (to cause someone to feel excited and interested)

“Metal music really turns me on.”

(Metal müzik gerçekten ilgimi çeker.)

 -ilgisini kaybetmeye neden olmak: turn someone off (something) (to cause someone to feel excited and interested)

“Men with brown hair has turned me off recently.”

(Kahverengi saçlı erkeklere karşı son zamanlarda ilgimi kaybettim.)

J

 

 

K

-kabahati üstlenmek: carry the can (informal) (to take responsibility for a mistake or misdeed)

“Jack had to carry the can as the CEO for his company’s collapse.”

(Jack, şirketinin batışı için CEO olarak sorumluluğu üstlenmek zorunda kaldı.)

-birisi ile kavga etmek, sert bir şekilde tartışmak:  cross swords with someone (to fight or argue fiercely with someone)

“Jack crossed his swords with Bill in the morning briefing.”

(Jack, sabah toplantısında Bill ile sert bir şekilde tartıştı.)

 -kendine düşeni yapmak: do one’s bit (make a useful contribution)

“Everyone in the charity should do their share to help more people.”

(Daha fazla insana yardımcı olmak için yardım derneğindeki herkes üzerine düşeni yapmalı.)

-gizli bir kozu olmak; bir şeyi saklamak: up one’s sleeve (to hide something)

“Mandy never tells what she’s got up her sleeve and she organized a special party for her teachers at her home.”

(Mandy hep bir şeyleri saklar ve öğretmenleri için evinde özel bir parti düzenlemiş.)

L