E

-birisini ekmek, birini atlatmak: give sb. the slip (to make a getaway)

“The thief gave the police after him the slip in the dark streets.”

(Hırsız karanlık sokaklarda onu takip eden polisi atlattı.)

 -ertelemek, rafa kaldırmak: be on ice (to set aside for future use)

“Our plans for a new company are on ice due to financial problems.”

(Yeni bir şirket planlarımızı finansal sorunlardan dolayı rafa kaldırdık.)

 

F

 

G

-gemileri yakmak:  burn (one’s) boats (to do something that cannot be easily reversed.)

“You need to think twice before you say you will quit your job. Don’t burn your boats so easily!”

(İşini bırakacağını söylemeden önce iki kere düşünmen gerekli. Gemileri bu kadar kolay yakma!)

-geyik yapmak, çene çalmak:  shoot the breeze (to chat informally)

“The meeting at 2 pm was cancelled, so we had some time to shoot the breeze and socialize.”

(Saat 2’deki toplantı iptal edildi, bu yüzden çene çalıp sosyalleşmek için biraz vaktimiz oldu.)

özenle giyinmiş:  dressed to kill (to wear one’s finest clothing)

“Everybody was dressed to kill for the new year reception given last night.”

(Dün geceki yeni yıl resepsiyonunda herkes özenle giyinmişti.)

 

H