A

-aceleci, düşünmeden davranmak: jump the gun (to do something too soon, especially without thinking carefully about it.)

“When I won the lottery, I jumped the gun and bought useless lands.”

(Piyangoyu kazandığımda, aceleci davrandım ve yararsız topraklar satın aldım.)

 -acemi olmak: be new to the game (to be involved in an activity or situation that is new to you)

“Many parents are skeptical about beginning teachers because they are new to the game.”

(Çoğu ebeveyn mesleğe yeni başlayan öğretmenlere karşı şüphecidirler çünkü o öğretmenler acemidirler.)

-ağız değiştirmek: change someone’s tune (a to change your opinion completely to bring  you an advantage)

The student changed his tune when taken to the court.”

(Öğrenci mahkemeye çıkarıldığında ağız değiştirdi.)

-ağzından kaçırmak:  spill the beans (reveal a secret)

“Andre is trying to find out who spilled the beans and ruined the surprise.”

(Andre, sürprizi kimin ağzından kaçırdığını ve mahvettiğini öğrenmeye çalışıyor.)

 –azarlamak: give someone hell (reprimand someone severely)

“The teacher gave Bill and John hell when she caught them cheat.”

(Öğretmen Bill ve John’u kopya çekerken yakaladığında azarladı.)

B

-başarısız olmak; yenilmek: bite the dust (to fail, or to be defeated)

“The rival robotics team made a big mistake and bit the dust.”

(Rakip robotik takımı büyük bir hata yaptı ve başarısız oldu.)

beklentiyle iyilik yapmak: scratch someone’s back (to do someone a favor in hopes that a favor will be returned.)

“You teach me the exam topics and I’ll scratch your back sharing my notes.”

(Sen bana sınav konularını öğret, ben de seninle notlarımı paylaşayım.)

bin dereden su getirmek: beat about the bush (to speak vaguely to avoid talking directly about an unpleasant or sensitive topic)

“Why are you beating around the bush? Do you have other plans tonight?”

(Neden bin dereden su getiriyorsun? Bu akşam başka planların mı var?)

C

-canını sıkmak; baymak: turn someone off (to cause someone to lose interest)

“Visiting abstract art museums sometimes turns teenagers off.”

(Soyut sanat müzelerini gezmek bazen genç çocukları bayar.)

 

Ç

-çırpınmak, çok uğraşmak: bend over backwards (to try very hard to do something  good or helpful)

“Many moms bend over backwards to feed their children with healthy food.”

(Çoğu anne çocuklarını sağlıklı yiyeceklerle beslmek için çırpınır.) 

 

D

-dolandırmak, oyuna getirmek: do snow job (persuade someone that something  is good or true when it is not)

“Nancy was wise enough to see Eva was doing snow job on her.”

(Nancy, Eva’nın onu oyuna getirdiğini görecek kadar akıllıydı.)